19 Nisan 2012 Perşembe

Farkında Olmadığımız Duygularımız

    Duygularımız, aklın geri plana düştüğünde kendisini ruha karşı baskın çıkma savaşımını fark edebiliriz. Mantığın, aklın daha olumlu sonuçlar çıkarabileceğini bildiğimiz halde, daha çabuk kapılırız duygularımıza onu isteriz. Çünkü bize hoşluklardan bahseder mistik bir müzik halinde duyulur.
    
    Çok uzun zaman ruhumuzun okşanmaması zaafımız olarak belirebilir. Çünkü insan ruhuna iyi gelir, duygusal dokunuşlar. Kadınlar, bizde var olan duygularımızı, açığa çıkarırlar ve bize kullanmayı öğretirler. Bu konuda iyi birer öğreticidirler. Alışkanlık duygusunu da aşılamış olurlar ve bunları kendilerine göre kullanmayı iyi bilirler. Çünkü farkında değilizdir, mantığın, aklın yeri yoktur burada onlar buraya ait değiller. Ancak duyguların gidişi bizi tekrar mantığa yöneltebilir.
    
    En kötüsü de alışkanlık duygusudur. O hiçbir zaman gitmesini istemez, düzeni uğruna bizim ruhumuzu çoğu kez hırpalar. Acı verir hayatımızı anlamlı kılan birçok şey, yok olur gider. Buna sebep olması uğruna yine de severiz duygularımızı. Sevilmek duygusu vardır bir de onun eşsiz, derin okyanusunda boğuluruz en derinliklerine kadar çeker.
    
    Sonuçta yalnızlığımız kalır geriye, tanıdığımız bir ses tonuyla geri döner. İhanete uğramıştır, ama hala aynı şekilde karşılar bizi, gerçek bir dost gibidir.
    
    Açığa çıkardığın duygularımın aşığıyım...

16 Nisan 2012 Pazartesi

Hatırlamak İstemediğin Bildiklerin

    İnsan zihni karmaşıktır, hatırlayıp bildiklerimizin yanında, bilip hatırlamak istemedikleriniz de vardır. İşte bu hatırlamak istemedikleriniz yaratır sizi, asıl bilinç burada yatar. Bilince şekil veren burasıdır. Bazı yaptığımız bize bile anlamsız gelen davranışların, nereden kaynakladığının merkezidir. Sigmund Freud'un bilinçaltı ile ilgili imgelemeyi güçlendiren bir yorumu vardır. S. Freud bilinci okyanustaki buz dağına benzetir. "Suyun altında kalan kısım bilinçaltı, su üzerinde kalan kısım bilinçtir." diye tanımlamaktadır.

    İşte böyle bir tanımlamada hal alır bilinç ve bilinçaltı. İnsanların genellikle kendilerinden bile sakladıkları bir yaşanmışlıkları vardır. Bu yaşanmışlıklar zihnin en kör tarafında saklanmaktadır, ama unutulan şu ki; en çok saklanmak için çaba gösterilen şeyler en fazla acıyı içinde barındırırlar.

    Hatırlamak istemeseniz bile bu kör odanın anahtarı sizde olduğundan, arada bir sizin oraya girip bakmanızı ister. Bu da tam olarak rüyalarınızda şekil alır. Çünkü rüyalar hayaller gibi değildir. Hayallerinizde sizin yarattığınız bir dünya var olmakta ve başrolde siz oynarsınız, etrafa, kişilere siz şekil verirsiniz. Bilinçaltı bu kadar esnek değildir, bir anda istemediğiniz bir durum içinde istemediğiniz bir karakterle karşı karşıya kalırsınız. O karışınızda duran karakter sizin bilinçaltınızda bulunan hatırlamaktan zevk almayacağınız bir yaşanmışlığın halidir. Belirli bir surete sahip değildir, çünkü korkularınızdan var olmuştur. Oradan koşarak uzaklaşmak istersiniz, tıpkı gerçek hayatta hatırlamak istemediğiniz yaşanmışlıklardan kaçmaya çalıştığınız gibidir.

    Korkularınız buradan beslenir, aslında burayı da siz yaratır ve şekil verirsiniz. Daha sonra da bu yaratmış olduğunuz korkular bütün zihninizi ve ruhunuzu ele geçirmeye çalışır. İnsanın en kötü düşmanı, yine kendi yarattığı karanlık tarafıdır.

    Kendinizi aşmalısınız, insan kendisinin azmettiricisidir. 

14 Nisan 2012 Cumartesi

Kavramlarda Kaybolan Benliğimiz

    Kavramlar arayışı içindeyizdir hep, onlara ihtiyacımız olduğunu düşünürüz. Çünkü bizi onların anlamlı kıldığına inanırız. Bizi biz yapacak dış görünüşümüzü ve zihnimizin sınırlarını çizeriz kendimize, çünkü artık bir kavram içindeyizdir. Kendimizi ona ait hissederiz. Onun sınırlarına göre yaşamamız gerekiyordur artık hayatımızı…
    
    Peki neden? Mutlaka böyle bir sınıra ihtiyacımız var mı? Tabi ki de herkese göre soruların cevapları farklıdır. Şuna karar vermeliyiz ilk önce, içinde bulunduğumuz kavramların sınırları gerçek bizi yansıtabiliyor mu? Bir sonraki düşünmemiz gereken şey ise eğer bizi yansıttığını düşüyorsak, bizim sorgulama alışkanlığımızı kısıtlıyor mu? Sorgulamaktan alışkanlık olarak bahsediyorum, çünkü hayatta yaşadığımızı anlayabilmemizin önemli olgusudur.
    
    Sınırlarını yok etmelidir insan, bu şekilde gerçek özgürlüğe ve benliğine ulaşabilir. Sorgulamaktan korktuğunuz şeyler, sizin özgürlüğünüzü kısıtlamasına hiçbir zaman izin vermeyiniz. İnsanlar savaşlar yaşar zaferler kazanır ya da kaybederler. Kazanmak “sadece kazanmak” değildir, kazandıklarınızın yanında sizden götürdükleri vardır zaferlerin. Başarılarınız eğer kaybettiklerinize baskın çıkıyorsa gerçek bir zafer yaşamış sayılırsınız. Yaratılan kavramlara ve korkulara karşı kazanmış olduğunuz savaşlar, insan için kazanılabilecek en büyük zaferler olacaktır. Bu sayede gerçek benliğinize ulaşabilirsiniz, unutmayınız kavramları anlamlı kılan insanlardır.
    
    Kendi korku imparatorluğunuzda yaşamayın…