19 Nisan 2014 Cumartesi

İnsanın Yalnızlığı



Yalnız kalabilmenin, yalnızlığın nasıl bir şey olması üzerine bir çok farklı açıdan değerlendirme yapılmıştır. Bir çok filozof yalnızlığın bir geri dönüş, insanın kendisini tanıması olarak değerlendirmiştir. Aslında tam tersi yorumların daha fazlaca olması ve onları görmemezlikten gelmek yalnızlığın farklı tanımlamalarını yok saymak gibi olur. Bu açıdan tanımlandığında; insanın doğası gereği yalnız yaşayamayacağı ve uyum sorunuyla birlikte psikolojik yönden ruhsal bozuklara sebep olacağı düşünülmüş ve söylenmiştir.
İnsanlar doğarken yalnız doğmazlar ve gelişim süresi boyunca da sürekli ebeveyn kontrolü altında tutulurlar. Bulundukları ortamları algılayamıyor olsalar da hafızaları kuvvetlidir. Sürekli sosyal bir çevre içerisinde bulunurlar. Doğal karşılanılacak olan bu durum somut bir şekilde bir çok insanda görünür. Yalnızken sıkılmanın ve sosyal çevrenin bir çok açıdan daha eğlenceli taraflarının bulunması onu cezbedici kılar. Bu yüzdendir ki; insan gerçek anlamda yalnız kalamamışken yalnızlık ile ilgili bu kadar olumsuz görüşe sahip bir dünyada seçim sebebi olmaması doğal karşılanabilir. 
Başka farklı durumlarda ise insan yalnız kalma çabasına daha çok girer. Pek kolay tahmin edilebilir bu durum yine dış etkenlere bağlı kalmaktadır. Sosyal çevrenin albenisinin yüksek oluşu olumsuz yönlerinin daha sert etkiye sahip olmasına sebeptir. İlişki durumlarında da yine aynı sert etkiler mevcuttur. Arkadaşları arasında dışlanan bir birey ruh hali sebebiyle yalnızlığa yönelimi artar. Bu durum ilişkiler açısından biraz farklılık gösterebilir etkiye maruz kalmanın akabinde sert tepkilere sebep olabilir. Mühim olan bu gibi durumlarda yalnızlık süresi boyunca kişinin aslında gerçekten yalnız olmadığının farkında olmamasından dolayı töze ulaşamamasıdır. Yaşamış olduğu bunalım sadece bir yanılgıdan ibarettir ki;  eski hayatının özlemini çektiği halde geri dönmemek adına kendine yaratmış olduğu çelişkiden ibarettir.
Yalnızlığın öz durumuna vurgu yapmak gerekirse; o asla bir etki gerektirmez kabul edilmişlik durumudur, öz benliğin arayışıdır. Yanılgılara mahal yoktur ve kişinin ruhsal ya da psikolojik sorunlarının sebebi hiç değildir. Bu yüzdendir ki; kişi yaşlılıkta daha çok töze yaklaşır.